Gelişmiş üniversitelerimizde yeterli bilgi birikimi var, yeterli finansal kaynak var...  

Eeee..  

Yani; un var, şeker var, neden ülkeye yetecek bir helva yapamıyoruz.

Amacımız ülke sanayiini uluslararası rekabet edilebilir düzeye taşımaksa bu helvayı yapacağız, yapmak zorundayız. O zaman, yanlış veya eksik giden bir şey varsa önce bir durum tespiti yaparak işe başlanmalıdır.

Akademisyenler, "Bilim ve Teknoloji Tartışma Platformları"nda bunu yapmaya başladılar.  Tartışmalarda ortaya konan bazı tespitleri kısaca ele almak gerekirse;


EĞİTİM MODELİMİZ ÜNİVERSİTE – SANAYİ İŞBİRLİĞİNE  UYGUN DEĞİLDİR.      

Eğitim sistemimiz içinde, öğrendiklerimizi yaşama uygulayan bir eğitim müfredatımız yoktur.

Ezberlersin, geçersin. Büyürsün, unutursun.

Teknoloji üretecek müfredat hazırlasak, müfredatı uygulayacak yeterli teknoloji var mıdır? 

Eğitimin yanısıra, yapılan bilimsel araştırmaların çoğu  küresel pazarın ihtiyaç duyduğu  teknolojiyi üretmeye ve geliştirmeye yönelik  değildir.

Bizim üniversitelerimizde bol bol kongreler, çalıştaylar, seminer ve konferanslar düzenlenir, beyin fırtınası oluşturmak için birçok toplantılar  yapılır.

Ya sonra…?

Çoğu kez bu toplantı ve çalıştaylardan çıkıp   akademik yükselmemiz için gereken yayın sayısını ya da puanları tamamlamak amacıyla, gerçekte katma değeri pek olmayan laboratuvar çalışmalarımıza döneriz.

Oysa, sanayicinin, yatırım yapacak yeni üretim teknolojisine, ürün hakkında güncel bilgiye, üretim akış yönetimi ile ilgili gerçekçi yeni  planlara ve uygulamalara gereksinimi vardır.

Üniversitelerde teorik bilgi olarak verilen bu konuları uygulayacak alt yapı, deneyim ve nitelikli eleman yetersizdir.   

NE ÜNİVERSİTELERDE ve NE DE TEKNOKENTLERDE İNOVASYON İÇİN UYGUN ALT YAPI YOKTUR

Genellikle, fiziksel koşullar ve Ar-Ge yapılabilecek laboratuvar alanı son derece yetersizdir.

Ayrıca, teknokentlere başvurduğunuzda önünüze sayfalar dolusu mevzuat ve doküman konulur.

Süreç karmaşık gelir. Yönetici de süreç hakkında yeterli bilgiye sahip değilse vazgeçersiniz başvurudan.

En önemlisi de, küçük sanayilerde yer kiraları teknokentlere göre daha ucuz olabilmektedir.

Kısacası, elinde parası olan sanayici kazanç sağlamayacağı, yatırımının ürüne ve kâra dönüşemeyeceği, alt yapısı yetersiz olan bir binada   yer tutmak istemez.

Oysa, teknokent  binalarının "teknokent" olması için yeterli alt yapıya  sahip olması ve sanayiciye bunu sunabilmesi gerekir.

Bu alt yapı yetersizliği nedeniyle, teknokentlerde genellikle yazılım şirketleri faaliyet göstermektedir.

SANAYİCİ, AR-GE'Yİ GEREKSİZ BULUYOR.

Birçok firma, Ar-Ge ve inovasyon olmadan rekabet edemeyeceklerini düşünemiyorlar.

Ar-Ge onlar için boşa finansal yatırım. Bu nedenle üniversitelere uzak duruyorlar.

Üniversite olmayınca Ar-Ge'nin "Ar" kısmı yani "araştırma" kısmı gidiyor. "Ar"gidince "Ge" kısmı yani "geliştirme" olamıyor sözün özü.

SANAYİCİ BİLİM ADAMINI SAHADA GÖRMEK İSTİYOR.

Teknokentlerin, sanayiciyi  kapalı bir ortama, bir binaya  hapsetme yaklaşımı vardır.  

Bilim adamının, akademik iş sahasındaki yaşam tarzı ile sanayicinin kendi iş sahasındaki yaşam tarzı birbiriyle uyuşmamaktadır. Devlet memuru zihniyetiyle çalışan üniversiteye, üretim ve yatırım yapan sanayiciyle sinerji yarat deniliyor. Bu durumda nasıl bir işbirliği ve sinerji yaratılabilir ki...

Fırat Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu (FIRATSİFED)  üyeleri arasında yer alan Malatya İş Kadınları Derneği (MAİKAD)nin başkanı olarak, Malatya Organize Sanayiinde sanayici iş adamlarına yaptığımız ziyaretlerde şunu gördüm ki, sanayici iş adamı bilim adamının ofisinden çıkıp sahaya inmesini, fabrikasına gelip üretim aşamasında birebir bulunmasını, kendisine yeni teknik üretmesini, örneğin kayısının raf ömrünü uzatacak işlemi yapmasını, hijyenik ambalajlama tekniğini geliştirmesini, mevcut kayısı ürünlerinden farklı  ürünler geliştirmeyi ve üretimin daha ucuza nasıl getirilebileceğini, mevcut üretim tekniklerine yenilik getirilip üretimin artırılmasını, kalitenin arttırılıp maliyetin  azaltılmasını vs.....

Sanayici neler istemiyor ki..!

Ve ekliyorlar; “…bilim adamı beni üniversiteye getireceğine kendisi sanayi sahasına gelsin” diyor. “Benimle birlikte üretim aşamalarında yorulsun, kafa yorsun, sorunları yerinde tespit edip çözüm arasın” diyor.

Haksızlar mı?

BELKİ DE, TEKNOKENTLER İÇİN EN UYGUN ALANLAR SANAYİ BÖLGELERİDİR.  BELKİ DE ÜNİVERSİTELERİMİZDE, ARAŞTIRICI (RESEARCHER) VE DERS VEREN (LECTURER) AKADEMİSYENLERİ AYIRMAK GEREKİYORDUR.

Öyle ya; araştırma yapmak isteyen sahaya insin, laboratuvara girsin, fabrikaya gitsin.

Ders vermek isteyen de, istediği kadar kongre, konferans düzenlesin.

Bu konu daha çok tartışılır. Elbette burada yer almayan birçok tespit daha bulunmaktadır.

Umarım üniversite ve sanayi bir gün ülkemde de inovasyon için yeterli ve sürdürülebilir bir sinerjiyi yaratabilir.

Ülkemizdeki teknokentlerin, teknoparkların  başarılı olması için gereken kültür, eğitim ve alt yapının yetersiz olduğu ortada. Ancak, başarısızlık oranının yüksek olmasına karşın hâlâ teknokentlerin kuruluyor olması, üniversite-sanayi iş birliği ve paylaşımını istediğimizi   göstermektedir.

Son yıllarda üniversitelerimizde patent çalışmalarına ağırlık verilmesi, Yüksek Öğretim Kurumu’nun (YÖK) akademik yükselmelerde ve akademik teşvikte yüksek puan vermesi iyi bir başlangıç olmakla birlikte, ürüne dönüşmemiş patentlerin hiçbir anlamının olmadığının da göz ardı edilmemesi ve vakit geçirmeden sanayicilerle işbirliğinin sağlanarak  ülke ekonomisine katkı sağlayacak   ürünlere dönüşmeleri için çaba gösterilmelidir.

Üniversitelerde yapılan Ar-Ge çalışmaları ve ürünlerinin ticarileştirilerek ülke ekonomisine daha fazla fayda sağlayacak  kültürün gelişmesi ve yerleşmesinde teknokentlerin  katkısı zamanla daha iyi anlaşılacaktır diye umut ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.