Kağıtlar yeniden karıldı. Bir kişinin yaptığı -birileri tarafından yaptırıldığı gibi kokan- tutum ve davranışlar, toplumun bir kesimine özellikle iktidarın etrafında birlik duranlar kastedilmeye çalışılarak çok bilenlerce hemen değerlendirmeye alınıyor. Hikayeleştirilip süslenerek halkın kullanımına sürülüyor. Ülke insanının bir bölümü zaten teyakkuzda. Faydalanacağımız bir olay vuku bulsa da dahil olsak diye bekleşen halişenler arzı endam tadında.

Hazır kıta kuvvetler, buradan feyz alıp, protestolarını yine bilindik yöntemlerle hayata geçirme çabasındalar. Yine bilindik biri aradan çıkıyor. Her ne hikmetse; sakallı, şalvarlı, takkeli.. Mizansene uygun format atılmış yani. Oyunun kahramanı belli de düşman bellediği kim? Kim olacak; Mustafa Kemal Atatürk. Bu ülkenin değeri. Cumhuriyetin kurucu önderi. Özellikle, bir kesimin bir anlamında ayarı. Onunla oynandığı zaman biliniyor ki bir infial yaşanacak. Ne isteniyor? Bu infiale yol açacak duruma hazır kıta katılmak için kaşıyıcı. Kişiye bakıyorsunuz. Dış görüntüsüyle ben hazırım cinsinden. Elindeki aletle, sözde, Atatürk heykeline saldırıyor. Köşesini dolduran bir yazar soruyor. Mesela diyor. Her nasılsa; Atatürkçü, sosyalist, ateist, ulusalcı bir meczuba denk gelinmediğinden dert yanarak, tüm meczupların ellerine geçen ilk fırsatta soluğu Atatürk heykellerinin yanında aldığını vurgulayarak soruyor neden acaba? Evet, biz de soruyoruz; neden acaba? Yazarın yalın düşüncesindeki gerçeklik belki de bizden farklıdır. Ki; buna şüphe yok. Burada araklanmaya çalışılan kıymet; bu meczuplar nasıl oluyor da sadece Atatürk'e, gerek lafla, gerek fiziki saldıranlardan çıkıyor. Yani, buna sığınıp yırtıyorlar mı denmek isteniyor acaba? Ama aynı yerden kaşıma çabaları da, sadece tebessümünde bir tat bırakıyor anlaşılırlığınca.

Aslında, sorun bir adamın çıkıp heykelle dansı değil. Asıl sorun, bu kurgu kokan duruma belli başlı gazetelerin ve köşecilerinde balıklama atlaması. Onlara göre, bu gibi toplumun değerlerine etki eden şahsiyetler üzerinden vuku bulacak durumlarda, çizilmiş resim gibi duran ve bir kesimi resmederken tasvirlendiğinde dekor oluşturacak her şeyi üzerinde konuşlandırmış biri yaparsa büyük olay. Fakat PKK yandaşlarının Atatürk büstlerine, heykellerine saldırılarına bir kelam etme lüzumu göstermemeleri bir muamma olarak anlamında iz bırakıyor.

Aslında en büyük acı, Atatürk'ün malzeme olarak kullanılıyor olması. Kimi yazarlar da, düşüncelerini sunumlarken verdikleri örneklerle algı yönetimine omuz atıyorlar yettiğince ve hissettirdiğince. Birçok seveni olduğunu bildiğimiz -herkes gibi sevmeyeni de mevcuttur- yazarlardan biri olan Yılmaz Özdil'in, köşe yazısında İnsan Hakları Anıtı'nın önünde sakince oturanların sadistçe yapılan uygulamalarla karşı karşıya kaldığını, kollarının kırıldığını dile getiriyor. Özdil, aynı güvenlik güçlerinin Siverek'te vizyona sürülen kıssasından hisse kısa filmin oyuncusuna yaklaşımını eleştirerek, ayrışmanın bir kozu olarak kullanıma sunuyor. Bu tür söylemlerin, kimler tarafından ülke insanının kutuplaştırılmaya çalışıldığına bir örnek teşkil ettiği kanısındayız.

Bu arada, selamını da göz kırparak bir yerlere iletiyor. Maçka Parkı'ndaki olayda, buranın hâkimi benim kıvamındaki güvenlikçisinin açığa alındığı bilgisini de not düşelim bu arada. Bu ve buna benzer gösterime sunulan olaylar ve perdeye aktarılanları gösteriyor ki; ülke insanının ayarlarıyla, özgün olmayan yüzlerce tekrarı yapılmış klişe mizansenlerle oynanmaya, sinir uçları kaşınmaya devam edilecek. Tabii ki, bu sayede bütünlüğe beraberliğe vurulan harçlar aşınmaya çalışılacak. Bilmeliler ki, aşılıyız!..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.