Dünya Engelliler Günü olarak 3 Aralık belirlenmiş. İnsanoğlunu, geldiğimiz bu nokta itibarıyla ister engelli olsun, ister engelsiz ne bekliyor? “Büyük Bir Medeniyet Çatışması” demeyeceğim ama “Büyük Bir Medeniyet Dönüşmesi” demek zorunda olduğum bir süreç, bir dönem bekliyor. “çatışma” değil de “dönüşme” dememin sebebi yeni medeniyetin temel özelliğinin kavgacı değil, kaşrısındakini anlamaya, keşfetmeye odaklanmış, paylaşımcı, yardımlaşmacı, gelişimci oluşu. 

Şu anda hakim medeniyet 18.YüzYıl itibarıyla dünyaya yayılmaya başlamış pozetivist, standartlaştırıcı, Darvinist bir medeniyettir. Bu medeniyet 19.YüzYıl sonlarına doğru zirveye çıkmış, 20.YüzYıl’ın tamamında etkili olmuş ve insanların hücrelerine kadar işlemiştir. Kısaca “Batı Medeniyeti” diye zikrettiğimiz Bu medeniyetin sicili epey kabarıktır. Sömürgecilik, Emperyalizm, kölelik, I.Dünya Savaşı, II. Dünya Savaşı ve sonrasındaki komplolar, kumpaslar, entrikalar yani nerede pis, antin kuntin işler var hep bu Batı Medeniyeti’nin icadıdır. Senin cebindeki parayı çalar, çalamadığı için de “eyvah! koşun paramı çaltı, hem de şu cebine koydu” diye bağırıp mahkemedeki işbirlikçisi hakimle parayı çatır çatır alırlar. Bunlar bir ülkeye ambargo koyarlar, kendi şirketleri hem de silah satarak o ambargoyu delerler, sen sattın mı da kendi mahkemesinde seni yargılar ve tazminat cezasına çarptırırlar. Oh ne âlâ memleket. Bunların tek anlayışları, hücrelerindeki DNA’larına işlemiş olan “Eğer büyük balık olmazsam beni yutarlar” korkusu, inancı. O yüzden kendilerine köle olmayan hiç bir yaşamasına müsade etmezler. Bu anlayışa sahip olanlar ister devlet yönetsin, ister şirket yönetsin, ister şehir, ister aile yönetsin. Her yerde aynıdır. Bu hastalık Türkiye’de de ciddi manada baş gösterdi. Ama bizim medeniyetimiz bunların pisliğini görmemizi çabuk sağladı.

Bu Batı Medeniyeti’nin dönüşümüyle ilgili ip uçlarına girmeden önce engellilerle ilgili tesirine, on binlerce insanın nasıl yok eidldiğine, nasıl işkenceler çektirildiğine, nasıl zulümler yapıldığına kısaca temas etmek istiyorum. “Güç” esaslı bu medeniyet engellileri güçsüz buldu ve üstüne çullandı. Sonra da iyice güçsüzleştirdi. 19.Yüzyıl itibarıyla öyle şehirler, öyle iş yerleri kurdu ki engellilerin bu işlere grmesi, çalışıp para kazanması, hayatını idame ettirmesi imkansızlaştı. Sonra da bu insanlar yaşamak için dilenci oldular. Dilenci olunca, “yahu biz bu asalakları beslemek zorunda mıyız? Bunlar bizim daha güçlü olmamıza engel oluyorlar.” deyip “ırkların arileştirilmesi” gibi bir felsefeyle başladılar yok etmeye. Resmen on binlerce engelli insanı öldürdüler. Bu iş için dernekler kurdular. Üniversitelerde çalışmalar yaptılar. Hatta öyle oldu ki siyasi parti programlarına koydular. Bunlar hangi ülkeler biliyor musunuz? Okuyunca inanamayacaksınız, Afrika falan değil, yanlış anlaşılmasın:  ABD, Almanya, İskandinav ülkeleri. Mehmet Emin Demirci’nin “Bilinçsizlik mi Çaresizlik mi?” kitabında daha neler var. Belgeleriyle ortaya konmuş. Prof. Dr. Zafer Toprak’ın “Darvin’den Dersim’e” kitabında da tüğler ürpertici belgeler yer alıyor.

22 Kasım’da Asya Parlamenterler Asambelesi’nin toplantısına katıldım. Daha önce de İstanbul Ticaret Odası’nın “Future İstanbul” toplantısına katılmıştım. Her iki toplantıda da söylenen ve gözlemim şu: Dünya nüfusunun neredeyse 2/3’ünü oluşturan Asya Kıtası  inanılmaz büyük bir hızla dünyanın gidişine el koyuyor. Dünyanın en hızlı gelişen ülkeleri APA üyesi. 2030 ve 2050 yıllarında dünyanın ekonomik, siyasi ve askeri ağırlık merkezleri buralarda olacak. Çin, Hindistan, Türkiye geleceğin ağırlık merkezlerinden. Pekiyi bu bölgenin değerleri aynı şekilde dünyanın geçer akçesi olmayacak mı? Güçle beraber kültür de yer değiştirir ve hakim hale gelir. APA gördüğüm şu, müslümanlar gelecek hakim kültüre en yakın durumdaki insanlar. Bir başka ifadeyle her insanın eşref-i mahlukat olduğu, her insanın üstün kabul edildiği bir kültürün hakim olması. “İşime yarayan, menfaatime uygun olan yaşasın” anlayışı yerine “Allah yarattıysa bir hikmeti vardır. Bana düşen oana hürmet ve hizmet etmektir.” anlayışı. “Hepsi benim olsun” yerine “paylaşalım, yardımlaşalım” anlayışı. “Ben senin içinden geçeni de bilirim, ben en iyiyim” anlayışı yerine “Biribirimizi keşfedelim, anlayalım, dinleyelim, istişare edelim” anlayışı. Görüldüğü gibi hepimizin hoşuna giden ve Batı Medeniyeti’nin de geldiği nokta itibarıyla bu. O zaman Batı Medeniyeti ukelalığını bırakacak, Müslümanlar da daha çok çalışacak, daha çok düşünecek ve daha çok hizmet edecek ve işte o zaman  dünya daha yaşanır hale gelecek. Bu günler çok uzak değil. O günlerin çarçabuk gelmesini  diliyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.