Başlık bir kafenin adı. 3 Ağustos Perşembe günü Düzce’de açıldı. Çalışanları sizi şaşırtabilir. Sahibi bir ortaklık; Beyazay ve Düzce Belediyesi. Finansmanı Düzce Belediyesi ve Avrupa Birliği tarafından yapıldı.

Bu kafe beni çok derin düşüncelere sevk etti. Önce aklıma “Kusur nedir?” sorusu geldi. Etrafımdaki şeylere bir baktım. Masa, sandalye, dolap, çekmece, bilgisayar, ekran, internet, klavye, cep telefonu, gazete. Düşündüğünüz zaman, bir nesne, bir kişi, bir durum yani kısaca her hangi bir şey insanın planladığı, düşündüğü, hayal ettiği, önceden bildiği gibi değilse, o insanın konforunu bozuyor, içinde bir takım olumsuz duyguların meydana gelmesine yol açıyorsa onu kusurlu görüyor. Bir de “kusur” u öğreniyoruz da. Normalde gezip dolaşırken ayakkabımız kirlenebiliyor. Oysa ayakkabıyı alırken üzerindeki silince çıkabilen yapışkan lekesini mağaza kusurlu görüp indirim yapabiliyor.

Doğada insanın henüz müdahale fırsatı bulamadığı şeyler arasında kusurlu nesneler, canlılar, durumlar, doğa olayları var mıdır? İşte bu, çetin bir soru. Bu soruyu düşününce hemen Nasrettin Hoca merhumu hatırladım. Hoca, bir gün bostanda ceviz ağacının altına sırtüstü uzanmış yatıyor. Yerde duran ihtişamlı kabağı görmüş. Çok hoşuna gitmiş. Bir de ne görsün, yukarıda yükseklerde, göklerde küçük küçük cevizler. Aklı almamış. Padişah gibi kabak o azameti, ihtişamıyla yerlerde sürünecek, piyon bühyüklüğünde bile olmayan cevizler göklerde, tepemizin üstünde salım salım salınacak. Al sana bir kusur. Akıl alır gibi değil. Allah indinde duyulacak kadar bir samimiyet, yakarış ve doğallıkla ifade etmiş: “Ey Allahım, bu muhteşem kabağı yerde süründürmek, o çelimsiz, bücür cevizi de tepemize çıkarmak reva mıdır?” Rivayet o ki, cümlesi bittikten sonra mı daha bitmeden mi, tarihsel belgelerde buna dair bir kayıt bulamadık, bilmiyoruz ama küçücük, kafayı kırmayacak, aklı başa getirecek büyüklükte bir ceviz Hoca’nın başına düşüyor. Hoca akıllı adam. Hemen şu meşhur cümleyi söylüyor: “Ya bir de benim aklıma uyup kabak orada olaydı ne olurdum acaba? Allahım senin hikmetinden sual olunmaz.”

Evren’i düşünürken geldiğim nokta şu: Evren’deki tüm sırları çözebilmiş, tüm detaylara hakim olabilmiş bir durumda değiliz. Evren’in varoluşundan geçirdiği süreçlere, Güneş sistemlerinden atoma, beynimizden bakteriye kadar her şey teori şeklinde. Yani bu verilerle mantık yürütünce varılan sonuç. Ufak bir bilgi değişiminde sil baştan her şey değişebiliyor. Hiç bir zaman da değişmeyecek gerçeklere ulaşabilecek gibi görünmüyoruz. Bir takım teorilere, yaklaşımlara inanarak ömrümüzü geçiriyoruz. Tam burada şu soru aklıma geliyor: “İyi de tam olarak bilemediğimiz, anlayamadığımız bir takım şeyleri “kusurlu” diye adlandırabilir miyiz?” Hem anlamamışız hem de kusurlu deyiveriyoruz. Hatta demekle de kalmıyor “kusurlu” dediğimiz şeyleri güya iyilestirmeye bile çalışıyoruz. Bu durumda ciddi ciddi komik oluyoruz. İşte bu komiklik son yüzyıl’da sadece komik olarak kalmayıp bizi mahvetti de. Çevreyi plastik nesnelerle güzelleştirmeye kalktık. Hormonlarla “sağlıklı” güdalar üretme küstahlığını ortaya koyduk. Küresel ısınma ortaya çıkınca da kendimizi yerden yere vuruyoruz. İşin tuhafı da çevreyi mahvedenler ortalama ve oransal olarak gelişmekte olan ülkelere göre çok daha fazla kirletmelerine, doğayı bozmalarına rağmen yanlışı az olan ülkelere laf söylüyorlar. “Doğayı kusurdan kurtarmak” diye acube bir felsefeyle ortalığı kusura boğuyorlar. Bunları görünce anlıyorum ki, insanoğlunun nefsine uyarak değiştirmediği her şey kusursuzdur.

Kusursuz Kafe’de çay içmek, yemek yemek isteyen hiç kimsenin kusuru aranmıyor. Yani bu kafenin insanlarda kusur aramak gibi bir kusuru yok. Çünkü, buranın çalışanlarına üç kağıt, dalavere, sahtekarlık, yalan dolan öğretemiyorsunuz. İlginçtir bunları öğrenemeyenlere ya “velî” ya da “zihinsel engelli” diyorlar. Eğer ararsanız zor da olsa yiyeceğinde, içeceğinde kendinizce bir takım kusurlar bulabilirsiniz. Aradıktan sonra dostunuzda da birçok kusur bulabilirsiniz. Unutmayalım ki, Mevlana ne diyor? “Kusursuz dost arayan dostsuz kalır?”. Biz de diyelim ki: “Kusursuz Kafe arayan Düzce’de bulur.”

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.