Nereye gidersek gidelim ölüm, gölge gibi peşimizde. Her daim takip ediliyoruz.

Gecesi gündüzü yoktur ölümün. Belli bir vakti de… Ne ağa dinler ne bey… Ne yaşlı, ne genç, ne zengin ne fakir… Herkese aynı mesafededir, eşittir.

Ölüm belki de en çok unuttuğumuz, en çok hatırlanması gereken. Bir adım ötemizde olan dünya hayatındaki bitiş çizgimiz.

Ölüm tüm gerçekliğiyle bir anda geliyor. Öyle keskin ve kuşatıcı ki inanamıyor insan. Peki neden inanamıyoruz? Hepimiz biliyoruz bir gün öleceğimizi fakat unutulmuşluğun verdiği gafletle hiç ölmeyecekmiş gibi yaşamaya devam ettiğimiz için inanmakta güçlük çekiyoruz.

Neydi bizi ölümden bu kadar uzaklaştıran? Vazgeçemediğimiz dünya hayatı mı, sevdiklerimiz mi, hayallerimiz mi yoksa bizlere göre yaşanacak olanların yaşanmamış olması mı?

‘Bu dünya hayatı eğlence ve oyundan başka bir şey değildir.’( Ankebut 64. Ayet) Ayet aslında bizlere dünya hayatının koca bir eğlence ve oyun yeri olduğunu açıkça gösteriyor. Bizler kendimizi eğlenceye fazla kaptırdık ve oyunda aslında figüran olduğumuzu unutup başrol gibi yaşamaya devam ettik.

Ansızın okunan bir sela ile irkiliriz bazen. İşte o an hatırlarız dünyanın bir konaklama yeri olduğunu. Bir gün o kişi yerine kendi adımızı duyacağımızdan eminizdir. Ama bunu düşünmek bile gözlerimizin dolmasına yeter çoğu zaman. Belki en büyük korkumuzla yüzleşmiş oluruz o an. Ölmekten mi korkarız, ölüm anında yaşanacak olanlardan mı yoksa öldükten sonra ki hesaptan mı?

Bir yakınımızın ölüm haberini aldığımızda üzülürüz. İnsan doğası gereği aslında o üzüntüsü ölmüş olan kişiye değil kendisinedir. Bunu anlamakta şöyle mümkündür. Onsuz yaşayamam o ölürse bende ölürüm dediğimiz insanlar vardır. Vakit gelir o kişi ölür ama biz onsuzda yaşamaya devam ederiz. Zaman bizi yavaş yavaş öldürse de hayat bir şekilde devam eder. Ruhumuz ölür, yaşama sevincimiz ölür, inancımız ölür ama biz ölmeyiz hayat bir şekilde devam eder.

Aslında ölümü gördükçe kıymete biniyor hayat. Hayat ölümü sindirdikçe anlam kazanıyor. Ölümün eşiğine geldiğimiz zamanlar vardır ya da ölümden döndüm diyen insanlar olmuştur çevremizde. Ölümle bir an için burun buruna gelmek, o gerçekle beklenmedik o anda karşılaşmış olmak korkutuyor belki de bizi bu kadar.

Ölümün kıyısına gelmemiş olsak da ölümlerden dönmemiş olsak da değişmeyecek olan tek gerçek var ki bir gün öleceğiz. Er ya da geç. Yer, zaman, mekan belli olmasa da öleceğiz. Vakit çok geç olmadan, ömür, gençlik, sağlık ve sevdiklerimiz gitmeden. Hayatın, zamanın, sevdiklerimizin, ailenin, dostun, aşkın, sevginin kısaca bize verilen her nimetin ve güzelliğin farkına geç olmadan varalım. Pişmanlıklar yaşamamak için. Çünkü tatlı bir sülietle gelir ölüm meleği, ayaklarının altından çekiliverir yeryüzü halısı, gözlerinde kaybolur hayaller ülkesi, açılıverir sonsuza hakikatler perdesi... İnanan kulun şeb-i aruzudur ölüm...Ahir ömrüne neler getirdin diye sual eder sorgu meleği…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.