Dünya üzerindeki milyarlarca insanın gözünün önünde tüm 21. yüzyıla dair uygarlık söylemlerini, “uzay çağı” laflarını tersyüz edercesine sefaletiyle, hastalıklarıyla, açlık ve susuzluğuyla kapitalizmin tüm gerçekliğini gözler önüne seren Kara kıta Afrika, 1 milyardan fazla nüfusuyla açlık içinde debelenirken, tüm dünya halkları gözlerinin önündeki bu insanlık dramının sona ermesini istiyor. Ancak küresel güç sahibi ülkeler göstermelik yardımlar dışında en ufak bir hamlede bulunmuyorlar. Üstelik, örneğin ABD’nin savaş bütçesinin yanında komik denebilecek meblağlarla engellenebilecek açlık ve susuzluk gibi acil tehditler karşısında kapitalizmin uluslararası temsilcileri oralı dahi olmuyor. ABD ve Avrupa ülkeleri bu hayati sorun karşısında gayri safi milli hasılalarının binde birini dahi harcamaktan kaçınıyorlar. Kıta ülkelerinin gelirleri toplamı tek bir Avrupa ülkesine dahi eşit çıkmıyor. Tabi bu konuda eleştiri yapabiliyorsak sebebi kendi ülkemizin bu konudaki üstün başarısından dolayı. Türkiye bu seneki Küresel İnsani Yardım Raporlarına göre “en cömert ülke” seçildi. Geçen sene gerçekleştirdiği 6 milyar dolarlık insani yardım da dünyada yapılan toplam yardımın 5'te 1'inden fazla. Bu verileri ilk gördüğümde şaşırmakla birlikte çok gurur duydum. Şaşırdığım kısım Türkiye’nin yardımseverliği değil, Türkiye’den daha güçlü dünya ülkelerinin bu denli cimri ve duyarsız olmasıydı.

Ben de bu sene Türkiye’nin yüzakı kurumu TİKA’nın “Afrika Tecrübe Paylaşım Programı” kapsamında Kenya’ya giden gönüllü arkadaşlar içerisinde olarak bu ulvi işlerin küçük de olsa bir parçası olmuş oldum. Bu yazıda da Kenya nezdinde Afrika’ya dair gözlemlediklerime naçizane değineceğim;

Ülkenin genelinde çeşitli hastalıklar olduğu için gitmeden önce birtakım aşılar olup, yanınıza sıtma ilacı almanız gerekiyor. Sinek yoluyla bulaşan Sıtma, Sarıhumma gibi hastalıklar çok yaygın olduğu için hep sineklere dikkat etmemiz söylendi. O yüzden kafamda hep “sinekten nasıl korunurum” şeklinde stratejiler yapmıştım. Ne var ki, uçaktan inmemle sineğin ısırması bir oldu. Hem de sinek kovucu sürmüş ve ceket giymiş olmama rağmen!  Neyse, “Her sinek de sıtma yapmıyordur heralde!” diye düşünerek kalacağımız hotele doğru yolumuza devam ettik. Bu arada Nairobi’nin trafiği dünyanın en kötü ikinci trafiği. Gün içinde herhangi bir yere gitmeniz size 4-5 saate mal olabiliyor. Trafikte her an biri gelip aracınızdan bir şeyinizi çalabiliyor. Yolsuzluk da çok yaygın. Özellikle devlet görevlileri sizden her an rüşvet alabiliyor. Polisin sizi durdurması genelde sizden rüşvet almak istediği için oluyor. Yolsuzluk o kadar  normalleşmiş bir durum ki, yolsuzluğun yapılmadığı yerlere bunu belirten “corruption free zone” tabelaları asma ihtiyacı hissetmişler.

Gerçekleştirdiğimiz projeler arasında; North Highridge İlkokulun’un bahçe ve okul düzenlemesi, bölgenin en yüksek nüfuslu okulu olan Mukuru Ilkokulu’nun kütüphane ihtiyacını karşılamak,  Mukuru İlkokulu'nun hemen bitişiğindeki Camii İmam’ının talebi üzerine oradaki Medrese’nin masa ve sandalye ihtiyacını karşılamak ve son olarak da sokak çocuklarının Rehabilitasyon merkezi olan Kiwetu Barış Evi'ne tavukçuluk projesi gerçekleştirmek vardı. Bölge Koordinatörümüz Emre Yüksek ve temsilcimiz Tolga Arslan okulların müdürleriyle konuşarak; bu projelerin devamının geleceğini ve herhangi bir ihtiyaç halinde bundan sonra hep irtibatta olacaklarını ifade ettiler.

TİKA’nın yanı sıra yerel, uluslararası ve Türk sivil toplum kuruluşlarının bölgesel çalışmalarını da gözlemleme fırsatımız oldu. Birleşmiş Milletler Nairobi Temsilciliği’ni, İnsan Hakları Kuruluşu olan Article 19’ı, think-tank kuruluşu Kippra’yı, Kenya’nın ulusal kanalı olan KBC Channel 1’i ve NTV Kenya’yı  ziyaret ettik ve bilgiler aldık.

Program boyunca bize Kenyalı olan bir ekip eşlik etti. Böylelikle onlarla da hep fikir alışverişinde bulunma fırsatımız oldu. Yaptığımız programlar sonucu kafamda Kenya ve dolaylı olarak da bir Afrika resmi oluşmuş oldu.

Zengin kaynakları olan yoksul insanlar… Tam bir çelişkiler silsilesi. Afrika, zengin doğal kaynaklarla dolu, tarım ve balıkçılık imkanlarına sahip, genç ve dinamik nüfusu olan güzel ve potansiyeli yüksek bir kıta.Ve bu potansiyeli hayata geçirmek için romantizme, acınmaya, hibe yardımlarına, yeni sömürge ilişkileri üreten uluslararası ekonomi programlarına değil, sadece adalete, fırsat eşitliğine, uygun iş imkanlarına ihtiyaç var. Afrika'ya bugün daha fazla sömürü yahut acıma yerine yeni fırsatlar ve adalet gerekiyor. Kenya'nın ve Afrika’nın paraya değil, bilgi ve sanayileşmeye ihtiyacı var. Ve tabi en önemlilerinden birisi de, yolsuzluk yapmayan bir hükümet. Liberya Cumhurbaşkanı Sirleaf’in yaptığı bir konuşma bu durumu çok iyi özetliyor; "Belki de göreve geldiğimde tüm hükümeti görevden almalıydım. Afrika yoksul değil. İyi yöneltilmiyor."

Konuştuğum Kenyalı bir profesör de Afrika’daki durumu kendi perspektifinden şöyle değerlendirmişti; “Sömürgeciler bize ekmek verip buğday ekmeyi, balık verip balık tutmayı unutturdu. Her anlamda zengin topraklarımız var. Biz artık buğday ekip, balık tutmalıyız. Afrikalılar olarak kesinlikle sömürünün getirdiği psikolojiden kurtulmamız gerekiyor. Ve kesinlikle üretmemiz gerekiyor. Dışarıdan değil, kendimiz üretmek zorundayız. Bu coğrafya insanının eğitime, örgütlenmeye ve örgütlü olarak üretmeye ihtiyacı var. Hazıra hazine dayanmaz. Üretmeyen insana yapılan yardım çözüm olmaz. Bizim günü kurtarmaya ihtiyacımız ve tahammülümüz olmamalı artık. TİKA’nın gerçekleştirmeye çalıştığı faaliyetlerdeki gibi, projeye dayalı öğretici ve üretici yardımlara ihtiyacımız var.”

“Batılı insanın bitmeyen emperyalist hırsı”

Son olarak da buna değinmek gerekiyor. Afrika’nın açlığı ekmeğe değil insanlığa. Afrika insanlığa aç. Ne dünya, nede Afrika ilk defa kuraklık yaşamadılar. Fakat dünya daha önce son 200 yıldır olduğu kadar kuraklık ve açlıktan ölümlere bu denli şahit olmamıştı. Afrika’daki kuraklık ve açlıktan ölen her bir insanın ve hayvanın, yok olan tarım ve yaşam sahalarının asıl sebebi Batılı insanın bitmeyen emperyalist hırsından kaynaklı. Osmanlı bu durum için iyi bir örnek. Osmanlı Afrika’da asla sömürgeci bir kafa ile hareket etmemişti. Yeraltı ve yer üstü kaynaklarına dokunmamıştı. Avrupalılar yerli sultanların saraylarında tonlarca altın bulma hayaliyle dolaşırken Osmanlı memurları Fizan’ın kasabalarında yıkık duvarların dibinde bulunan ve yıllar önce tedavülden kalkan sikke altınlarını İstanbul’daki darphane’ye göndererek yenileri ile değiştirip sahiplerine iade ediyordu. Afrika’nın ihtiyaç duyduğu anlayış tam olarak budur.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Tugce jenner 2 ay önce

Gercekten harika bi yazi olmus Fatih bey

Avatar
Yunus Emre 2 ay önce

harika bir yazı olmuş. keşke biraz daha detaylandırsaydın örneklerini. eminim uzun olacağını düşündüğün için yapmamışsındır. bir tane daha afrika yazısı bekliyoruz! sevgiler

Avatar
Süleyman Atasoy 2 ay önce

Çok güzel yazı yenisini bekliyoruz Fatih

Avatar
Cemil Kır 2 ay önce

Bir köşe yazısından çok daha ötesi. Tebrik ediyorum

Avatar
Teddy 2 ay önce

Mukemmel bi yazı devamnı merakla bekliyorum

Avatar
Ahmet ERGUN 2 ay önce

hayatin gerçekleri̇ni̇ görmek bunu di̇ğer i̇nsanlara hatırlatmak adına güzel bi̇r yazı olmuş tebri̇k ederi̇m..

Avatar
Fatih Balcı 2 ay önce

Tebrik ederim Fatih bey güzel bir yazı olmuş daha iyilerini de okuruz inşAllah

Avatar
Barış Arda Hacıoğlu 2 ay önce

Tebrik ederim. Samimi yazılmış bir yazı olmuş, çok keyif aldım. Kenyalı profesör bakış açısı ders niteliğinde...