Bir, Önceki Türkiye hikâyesi…

Geride bıraktığımız Cumartesi akşamı bir baktım ekranda Mesut Yılmaz konuşuyor ; “Bizim devraldığımız Türkiye altyapı bakımından ihmale uğramış, enerji, ulaşım ve haberleşme alanlarında çağın gerisinde kalmış bir Türkiye idi. Enerji yetersizliğinden dolayı sanayinin çalışamadığı, telefonlarla konuşulamayan, ulaşımda büyük sıkıntıları olan bir Türkiye idi”  diyor

Can Okanar, moderatörlüğünü yapmış olduğu 11 Ekim 1991 günü yayınlanan, dönemin Siyasi Parti Genel Başkanları oturumunu tam 26 yıl sonra ekrana getirdi.

Tabii, bunca yıl sonra Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan”ı, Süleyman Demirel’i, Bülent Ecevit’i, Erdal İnönü’yü, Allah selamet versin Mesut Yılmaz ve Doğu Perinçek ile birlikte bir arada izlemek müthişti.

Oturumda izlediğim kadarıyla, ülkenin en önemli meselesinin enflasyon olduğuna dair bir mutabakat görünüyor. Pahalılık ve enflasyon canavarı ile nasıl baş edileceği de gündemin odağını oluşturuyordu.

Ülkenin diğer öncelikli meselelerinin gündeme alınmaması dikkat çekiciydi… Çünkü diğer meselelerin masaya yatırılabilmesi için belli ki, önce enflasyon engelinin aşılması şart.

Can Okanar, programın açılış anonsunu yaparken 99 milyarlık bütçede 33 milyar açık olduğunu belirterek, enflasyonun da yüzde 70 civarında olduğuna vurgu yapıyor.

Bildiğiniz gibi 20 ekim1991 seçimlerinde Doğru yol partisi yüzde 27.03 ile birinci parti oldu. Ardından da SHP ile Cumhurbaşkanı, rahmetli Turgut Özal’ın vefatına kadar sürecek olan koalisyon hükümeti kuruldu.

Hiper enflasyon dönemi

Koalisyonun kurulması sonrasında ki, enflasyonun kronolojik seyrine şöyle bir göz attım. Tüketici endeksine göre yılsonu itibarı ile mesela;  1992 de, %76, 1993 de, %71

Sıkı durun;

1994 de Cumhuriyet tarihimizin en yüksek enflasyonu % 125

Malumunuz; ekonomik istikrar programı olarak başarısız sonuçları ile tarihe mal olmuş, 5 Nisan kararlarının uygulandığı dönem.

Bu dönemde malum gazeteler promosyon üstüne promosyon ekleyerek uzak doğudan ithal edilen zücaciye ürünlerini pazarlama gayreti içindeydi. Televizyon reklamlarında zücaciye rekabeti amansız bir mücadeleye dönüşmüş durumdaydı. 

Cari açığın kontrol altına alınması filan; bunlar, böyle konular, gündem bile oluşturmuyordu.   

Enflasyonun seyrinde yine bir değişiklik yoktu.

Çok geçmedi, ardından 1998 krizi patladı.

Bu arada sağlık tarafındaki tablo da içler acısıydı. Her gün yeni bir sağlık skandalına muhatap olunuyordu… Mesela; onkoloji servisi olan SSK hastanesinde uzman doktor odasında elindeki purosunu tüttürerek hasta kabul edebiliyordu. Amansız hastalığın son evrelerinde olan hastayı yatış endikasyonu aşikâr olmasına, hatta belgeli olmasına rağmen, yatak olmadığı ileri sürülüp keyfi olarak tedavi altına alınmayabiliyordu.  Keyfi olarak diyorum, çünkü yatak olmadığı söylenen serviste boş yatakların olduğunu bizatihi tespit ederek eski bir gazete çalışanı olan Ş.B “un yatışını sağlamak için çok uğraşmıştım.

Dahası;

Sosyal güvencesi sözüm ona “Süper emekli” olan hastanın dosyasını çıkarmak için bile makbuz karşılığı beş lira ücret alınıyordu.

23 banka battı, faturayı kim ödedi?

Başbakan Binali Yıldırım önceki akşam yaptığı konuşmada açıkladı; 2001 krizi sırasında 23 bankanın battığını bu krizin yarattığı hasarın giderilmesi için 638 milyar lira harcandığını belirtti.

Dile kolay…23 Banka… Fatura 638 milyar…

Yüce Allah bu millete bir daha böyle sıkıntılar yaşatmasın.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.