Anadolu’mun her insanı farklı bir renktir, farklı bir güzelliktir. Doğa şartları, iklim özellikleri, inanç yapısı, yeme içme  tarzımız kişiliklerimize yansır:

Kimisi Karadeniz’in coğrafi şartlarına uyum sağlamıştır; Karadeniz'in, hırçın dalgaları gibi coşkuludur, öfkelenince aniden kabarır, aniden söner. Bir o kadar meşakkat çekmeye alışıktır, her vara yoğa şikayet etmez. Horonu gibi kıpır kıpır hareketlidir. 

Kimi Egem gibidir; sakin mizaçlı, coğrafyası düz, insanı yalın, yemekleri sade, yaşlarını hiç göstermeyen, folkloru gibi efe efe…

Anadolu’nun pek çok ilini gezdim, insanını tanıdım. Malatya’nın insanını da haliyle farklılıklarıyla gözlemleme şansım oldu. Gezme deyince şunu da belirtmeliyim ki Malatya’nın sokaklarında kadınlarımız gece geç saatlere kadar rahatça, güvenle dolaşabilirler.

Dağı taşı çok farklı, renkli madenlerle zengin ilimiz gibi, insanımızda sanat konusunda renklidir, zengindir. Malatyalıların sanata apayrı bir yatkınlıkları, yetenekleri vardır. Özellikle Arguvan, Hekimhan, Arapgirlilerin sesleri çok çok güzeldir. Sanatın pek çok koluna muazzam yatkınlıkları vardır. Özellikle Arguvanlıların  sesleri ve müzik kulağı çok iyidir. Sazı pek çoğu çalarken konuştururlar. Yüksel Özkasap, Belkıs Akkale, Sebahat Akkiraz, Zerrin Özer, Tülay Özer, Füsun Önal, Yasemin Yalçın ilk akla gelen Malatyalı kadın sanatçılarımızdır.

Malatya her ne kadar doğuda bir ilimiz olsa da birçok doğu ilinden farklı gelir bana. Havası stabildir; bir günde dört mevsim yaşamazsınız. Beydağı’nın eteklerinde geniş bir ovaya kurulmuş bir şehir de olsa da Ege gibi, Çukurova gibi bir yılda üç dört ürün alamazsınız. Geçmişte çilekeş kadınlarımız her sebzeyi meyveyi şimdiki kadar bolca bulamadığından çözümsüzlükleri çözüme dönüştürmüşlerdir yaratıcı zekalarıyla. Dut, ayva, kiraz, sarmaşık, fasulye, asma yaprağı hangisini bulup toplarsa ondan “avrat köftesi” yapmışlar, sofrada ikram etmişler.

Osmanlı mutfağında hakim olduğu gibi meyveler yemek yapımında lezzet ve ekşi tad katsın diye kullanıldığı gibi, eskiden gelen bir gelenek erik, nar ekşileri bolca kullanılmıştır. Havası sebzeleri kurutmaya oldukça elverişli olduğu için hamarat Malatya hatunları kilolarca dolmalık biberi, patlıcanı, kabağı ve salatalığı oyarak, domatesi dilimleyerek kuruturlar. Malatyalı hanımlar yarma, bulgur yemeklerinde, Yeşilyurt hanımları Avrat yemeğinde, Doğanşehirli hanımlar uzun içli köfte yapmakta,  Arapgir hanımları zeytinyağlı sarmada  ve pek çok yöresel yemekte oldukça mahirdirler.

Gelenekçi Malatya hanımları pamuk yastık ve yorgan kullanmayı sevmez. Sıhhat açısından da uzmanlarca insan fizyolojisine en uygun mamül olan yünlerden yorganda döşekte uyumayı tercih ederler. Her yazda üşenmezler o yastık, yorgan, döşekler sökülür ve yünler yıkanır, kurutulur ve kabartılır ve tekrar eski haline getirilir.

Günümüzde her ne kadar adetler eskisi kadar canlılılığını biraz yitirmiş olsa da yine de, herhangi bir Malatyalı’nın kapısını çalsanız büyük mutlulukla sofrasına misafir eder sizi. Misafire sorulmaz uzaktan mı geldin, yakından mı geldin. Aç mısın, tok musun? Sorulmaz. Hemen Allah ne verdiyse sofra kurulur.

Ben çocukken Hekimhan’a yazları geldiğimizde ekmek ziyan olmasın diye kuru ekmekler et suyuyla, kuru soğan kavurması, evde hangi malzeme varsa ekmekaşı yemeği yapardı babaannemler. Köyde onca çalışmaya ter koktuklarını bilmezdim. Kadının evi düzeni kapının önünden belli olur deyip asla ayakkabıları düzenlemeden bırakmazlardı. Onca işin gücün arasında o kapı kaç kez süpürülürdü bilmem. O tarla bağ bahçe işine rağmen evin erkeklerinin kıyafetleri düzenli yıkanır, ütülenir. Elleri pratiktir. Birçok misafire birkaç saatte çeşit çeşit yemek hazırlayıverirler. Hekimhanlı birçok hanımda gözlemlediğim, teknik servis gibi bir bakarsınız çatıda anten ayarını yaparlar, bir bakarsınız bozulan çamaşır makinesine pratik bir çözüm buluverirler.

Hekimhan’da kız erkek demeden çocuklarını okutmak çok çok önemlidir. İlçeye gidince gıpta ettiğim bir durum en büyük kıskançlıkları “filancanın kızı üniversitede şu puanı almış, ben ondan daha fazla almalıyım”. Ya da “çocuğumu hangi okula, dersaneye göndersem de daha yüksek puan alsa” kaygısı vardır. Hekimhan’ın kızları, kadınları biraz daha eyvallahsızdır, gururumuzu haddinden çok düşkünüzdür. Kız çocuklarının da ayrı bir yeri vardır aile içinde. Bir de Malatya’nın diğer ilçelerine bakınca biraz daha uzunca boylulardır.

Biz Malatyalılarda bir de şöyle kötü bir huy vardır; acımızdan ölsek illa kip giyineceğiz, mümkün mertebe kaliteli, şık kıyafetler alacağız. Başka kaç ilde bu kadar çok marka mağaza vardır bilmiyorum ama batıdaki pek çok insanın mümkün mertebe rahat ve daha ucuz kıyafeti tercih ettiğini gözlemledim. Hekimhanlı hanımlar biraz daha rahat giyim tarzına sahiptir. Önceleri gelin mi, kız mı belli olsun diye gelin olana kadar kızın başı kapatılmazmış.

Bir gün annemle bir mağazaya girdik. Annemin yere kadar uzanan eteklere hiç itibar etmediğini fark eden mağaza sahibi hanımefendi: “Hekimhanlı mısınız?” diye sordu.

“Nereden bildiniz” deyince; “Hekimhan’ın hanımları, mümkün mertebe uzun etek sevmez genelde diz hizasında tercih ederler” dedi.

Düşününce hak verdim. Rahmetli babaannem bile yarım içlik giyer, dizine kadar kalın çorabını yaz kış çekerdi. Dize yakın olmazsa dikilen elbise onu bel kuşağıyla az yukarı çekerdi. Tarlada bağda çalışırken yerde sürünsün istemezdi.

Sizler de Malatya hanımlarıyla ilgili ekleyeceğiniz farklı bilgileri, ilginç gözlemlerinizi bizlere lütfen iletin. Renkliliklerimiz ve farklılıklarımızla zenginleşelim.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.