Cennetmekan Sultan Abdülhamit Han’ın bir devlet adamı olarak en önemli özelliği, bazılarının “öngörü” diye nitelediği hasletiydi ki, bizim medeniyet sözlüğümüzde bunun karşılığı feraset ve basirettir.

Bir gün ona “nasıl olup da geleceğe dönük hep haklılığı ortaya çıkan isabetli kararlar aldığı” sorulduğunda şöyle cevap vermiş:

“Önemli kararlar arifesinde vezirimi bazı Batılı elçilerine gönderir, onların düşüncelerini öğrenirim. Onların dediğinin tersini yaparak isabetli kararı tespit ederim.”

Kuşkusuz “doğru”, özü itibarıyla doğrudur. Ancak bazen bir doğruyu, kimlerin karşı çıktığından hareketle tespit edebilmek de iyi bir yöntemdir.

PKK’ya ve FETÖ’ye her türlü desteği veren batı dünyası, 16 Nisan referandumu sanki kendi ülkelerinde yaşanacakmış gibi can havliyle “hayır”cılık yapıyor. Her gün referandum haberleriyle dolduruyorlar, ekranlarını, gazetelerini.

Belli ki 16 Nisan uykularını kaçırıyor. Batılı başkentler içerdeki muhalefetin de fikir merkezi haline gelmiş sanki.

CHP’nin siyasi muhalefetini, söylem ve stratejisini adeta Berlin, Brüksel, Londra, Paris, Amsterdam belirliyor. Bir gün önce buralarda manşetlere çekilen hususlar bakıyorsunuz, Kılıçdaroğlu ve ekibinin söylemi olmuş. Onları dinlerken adeta Brüksel’i Berlin’i dinlemiş gibi oluyorsunuz.

Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın hedef haline getirilmesi de Batı kaynaklı propagandanın en önemli unsurlarından. ABD ve Avrupa’daki küreselci, emperyalist cenahın Erdoğan’a açtığı savaş, içeride de CHP, HDP, FETÖ, PKK ve bunlarla ortak hareket eden diğer sol çevrelerce yürütülüyor.

Batılıların Cumhurbaşkanımız Erdoğan’a neden bu kadar yüklendikleri, neden bu kadar ötekileştirdikleri açık: Çünkü Erdoğan’ı, batının Türkiye ve Ortadoğu üzerindeki kirli planlarının önündeki en önemli engel olarak görüyorlar. Asıl acı olan, CHP’nin kendi siyasi ve ideolojik hırslarını, Türkiye’nin bile üzerine çıkararak bu batılı-sömürgeci anlayışla “ortak hedef” noktasında buluşmaktan imtina etmemesi ve ona eklemlenmesi. Milletimiz bu fotoğrafın değerlendirmesini 16 Nisan’da en güzel şekilde sandıkta yapacaktır. Az kaldı!

Neden evet?

Bu soruya elbette saatlerce konuşarak cevap vermek mümkün. Çünkü yeni sistemin Türkiye’ye kazandıracağı o kadar çok şey var ki! Ancak her zaman uzun konuşma imkanı olmayabilir. Bazen sadece işin özünü anlatmak gerekir. Nedir o öz?

Yeni sistemin ne getireceğiyle ilgili sadece bir tek şey söylemek gerekse, “istikrar” derim. Çünkü bir ülkenin siyasi istikrarı, aynı zamanda ekonomik istikrarıdemektir. İstikrar demek aş, iş, refah demektir. Ve de güvenlik ve huzur.

Daha ne olsun!

Böyle bir coğrafyada, böyle bir dünyada isen ve adın Türkiye ise, senin için istikrardan daha hayati, daha elzem ne olabilir?

Çoğunluğu bir suç gibi görmek

“Hayır”cıların söylemlerinde sürekli “çoğunluğu ele geçirmek”ten söz ediliyor. Mecliste çoğunluğu ele geçirenin sahip olacağı avantajlar sıralanarak bir felaket tablosu üretilmeye çalışılıyor.

Öncelikle şunu söyleyelim. Çoğunluk denilen şey, milletin iradesidir. O ele geçirilmez, elde edilir. Onu da ancak milletin gönlünü kazanırsan elde edebilirsin.

Diğer yandan, demokrasi, azınlıkta olanın haklarının da tamamen korunması kaydıyla, çoğunluğu elde edenin ülkeyi yönettiği sistem değil mi?

Çoğunluğu elde edenin yönetmesinden daha doğal ne var? Niye seçimler yapılıyor? Çoğunluğun kimi istediğini belirlemek için değil mi? En az oyu alan mı yönetecek ülkeyi? Niye “çoğunluk”tan hep lanetli bir kavrammış gibi söz ediyorsunuz?

Sürekli çoğunluğu elde etmeyi bir suçmuş gibi göstereceğinize, “nasıl eder de milletin çoğunluğunun onayını biz elde ederiz” diye düşünmeniz gerekmiyor mu?

Eller aya giderken, siz başbakan asıyordunuz!

Bazı CHP’liler, “Eller aya giderken, biz tek adam için sistem değiştiriyoruz” diyorlar. Hayır, yeni sistem bilakis tek adamlıklara ve vesayet düzenine son verip gerçek demokrasi ve gerçek siyaseti getirecek. Millet artık devletin de, sistemin de egemenliğin de gerçek sahibi olacak.

Aya çıkma meselesine gelince...

Doğrudur, eller aya giderken, siz Başbakan asıyordunuz.

Eller aya giderken, siz üniversitelerin önüne ikna odaları kuruyordunuz.

Eller aya giderken, siz SSK’yı batırıyor, İstanbul’u susuzluğa ve çöp dağlarına mahkum ediyordunuz.

Eller aya giderken, “siz ordu” göreve pankartlarıyla mitingler düzenliyordunuz.

Eller aya giderken siz Havaalanına, köprüye, otoyollara hayır diyor, Gezicilerle, FETÖcülerle isyan, kaos ve kriz alıştırmaları yapıyordunuz.

Eller aya giderken, siz FETÖ’nün kulağınıza üflediği kehanetlerden, alçakça kalkıştığı darbeden medet umuyordunuz?

Daha sayayım mı?

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
<strong>Dikkat!</strong> Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.